top of page

Ah bu yabancılaşma …

Güncelleme tarihi: 11 Haz 2022


Öyle ki her çeşidi mevcut bunun. Kendi özbenliğinin insana yabancılaşması, dine, topluma, kapı komşun Ayşe teyzene, bakkalcı Zeki amcana (çocukluğumun Zeki Amcası’na selam olsun efendim:) kapındaki pisipisine… Hasılıkelam uzar gider, kime neye yabancı kalmışlığın ve pek tabii bundan sonra da kalacağın. Neden mi böyle geniş ölçüde yaşıyoruz bunu? İşte ben de buna biraz kafa yormakla meşgulüm bu ara. Şöyle ki, sadece dönem koşullarına da yormadan, diyorum ki bir şeyler eksik bir şeyler fazla, herkesin bencilliği had safhada. Durum böyle iken, dönüp dolaşıp içime gidiyorum yine. O mel’un yolculuğa… Oooo hayır yoksa yabancı mıyım ben de .. Soyutlamış olabilir miyim kendimi her şeyden ve dahi benden.


Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar’ını okuyanınız vardır. “Ben hasta bir adamım. Kötü bir adamım… Suratsız bir adamım ben.” diye başlar. Derin algılamanın onu sürüklediği doğal sonuçlara karşı hasta bulur kendini, ” Baylar, yemin ederim ki, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; gerçek, tam manasıyla bir hastalık.” der.


Günümüz tüketim toplumunda bizler, her şeyi anlayabildiğimiz, algımızın her daim açık olduğu ve her şeyi -bilebilir, -görebilir, -yaşayabilir doyumsuzluğu ile aslından uzaklaşıp günbegün bir şeylerimizi kaybetmekteyiz. Kaybettikçe, kaybeden olmayı belki özenle seçtikçe, dönüyor insanoğlu kendi içine. Kitle iletişim araçları, tüketicilik, ideolojiler, dinler derken en önemlisi toplumsal baskının, ayrıştırmaların, duygusal izolasyon sonucu kişinin varoluşunu devam ettirme çabasındaki dayanma kapasitesinin gittikçe düşmesi, güzelim insanoğlunu içindeki o munis yalnızlığa bir güzel uğurluyor. Freud’un da dediği gibi, “İnsanlar yavaş yavaş inanmamayı, güvenmemeyi, sevmemeyi ve kronik şüpheci olmayı öğrenir. Bu gerçekleştiğinde artık çok geçtir…”




Comments


Abonelik Formu

Gönderdiğiniz için teşekkür ederiz!

  • Instagram

©2022, Laps Sanat! tarafından Wix.com ile kurulmuştur.

bottom of page